take 1


Results for "take 1"

English - Turkish Dictionary

mistake 1

(English - Turkish Dictionary) :
i. yanlış, hata, yanlışlık.
English - Turkish Dictionary

take 1

(English - Turkish Dictionary) :
f. (took, tak.en) 1. almak; götürmek: Be sure to take a sweater! Yanına kazak almayı ihmal etme! Will you take the dog to the vet? Köpeği veterinere götürür müsün? 2. (bir sayıyı) çıkarmak: Take five from ten. Ondan beşi çıkar. 3. almak, çalmak, aşırmak. 4. almak, fethetmek, ele geçirmek. 5. almak, elde etmek, -e sahip olmak: They took first prize. Birinci ödülü aldılar. 6. (elle/ellerle) almak: Take these glasses! Bu bardakları al! He took her by the hand. Onu elinden tuttu. She took the dog in her arms. Köpeği kucağına aldı. 7. almak, kabul etmek: We don´t take traveler´s checks. Seyahat çeki almıyoruz. She took the blame for it. Suçu üzerine aldı. Go on and take it! Alsana! Will you take a salary cut? Maaşınızın azaltılmasını kabul eder misiniz? 8. katlanmak, tahammül etmek; dayanmak: She´s taken a lot from him. Ondan çok çekti. Can it take such rough treatment? Böyle hor kullanıma dayanabilir mi? 9. karşılamak: How will he take this news? Bu haberi nasıl karşılayacak? 10. (bir şeyi/birini) dinleyip ona göre hareket etmek: Take her advice! Onun sözünü dinle! She can´t take a hint. Dolaylı sözden bir şey anlamaz. 11. almak, içine sığmak: The canal won´t take a ship that big. O kadar büyük bir gemi kanala sığmaz. 12. (iş/yolculuk) (belirli bir zaman) sürmek: This job will take us one day. Bu iş bir gün ister. The trip´ll take you six hours. Yolu altı saatte alırsın. 13. (bir şeyin çalıştırılması/tamamlanması için) (belirli bir şey) gerekmek: Will that telephone take coins? O telefon madeni parayla çalışır mı? What size shoe does she take? Ona kaç numara ayakkabı lazım? This verb takes a direct object. Bu fiil nesne alır. 14. istemek, gerekmek: That´ll take a lot of work. O çok iş ister. How many men will it take to do it? O iş kaç adam ister? 15. (ders) almak: ´´What are you taking this semester?´´ ´´I´m taking Latin.´´ ´´Bu sömestr hangi dersleri alıyorsun?´´ ´´Latince alıyorum.´´ 16. (bir yemeğe) (tat verebilecek bir madde) koymak/katmak/ekmek/sıkmak; kullanmak: Do you take sugar in your coffee? Kahveyi şekerli mi içiyorsun? She doesn´t take milk. Süt kullanmıyor. 17. (bir taşıtı) kullanmak: She takes the train to work. İşe gitmek için trene biniyor. Take a taxi! Taksiyle git! 18. (belirli bir yöne) sapmak: Take a right at the corner. Köşeden sağa sapın. 19. ölçmek; ölçerek elde etmek: They took my temperature. Derecemi aldılar. The tailor took his measurements. Terzi onun ölçülerini aldı. Let´s take a vote. Oylama yapalım. 20. (down) almak, yazmak, not etmek: Take his name and address! Onun adını ve adresini al! I´ll take notes for you. Senin için not alırım. 21. ... gibi anlamak, -e almak: She doesn´t take him seriously. Onu ciddiye almıyor. I took your silence to mean approval. Sessizliğinizi bir onay olarak anladım. What do you take me for? Beni ne zannediyorsun? I take it you´re moving. Bundan taşınma niyetinde olduğunu anlıyorum. 22. (bir köşeyi) dönmek; (bir virajı) almak; (bir engelin üstünden) geçmek: This car takes the curves well. Bu araba virajları güzel alıyor. 23. (aşı) tutmak: Did the vaccination take? Aşı tuttu mu?